farklı bir o-lay

Gündem

Her insan bir gün yaşamını yitirecek herkes m-ezarlığa gittiği zaman bunu daha net anlayıp düşünme fırsatı buluyor. Acaba nasıl olacak ne gibi sonuçlar doğacak gibilerinden soru işaretleri doğuyor. Bir m-e-zarcı televizyon programına ba-ğlanıp anlattıklarıyla tüyleri diken diken etti. Ayrıntılar Haberin Detayındadır

Nihat Hatipoğlu’na bağlandı. M-e-zarı Kazarken Anlattığı o-lay tüyleri diken diken etti.. Her insan bir gün yaşamını yitirecek herkes m-e-zarlığa gittiği zaman bunu daha net anlayıp düşünme fırsatı buluyor. Acaba nasıl olacak ne gibi sonuçlar doğacak gibilerinden soru işaretleri doğuyor. Bir me-z-arcı televizyon programına ba-ğlanıp anlattıklarıyla tüyleri diken diken etti.

“Bir musibet bin nasihatten yeğdir” demiş atalarımız. Burada anlatacaklarımız öyle bildiğiniz kötü anlamlı musibet değil. Aksine ameli ve itikadi bir yaşamın mezardaki yansımaları üzerine. O-layın kahramanı da otuz yıldır m-ez-arcılık yapan biri. Her zamanki bir iş gibi başlayan ibretlik olay duyanları şoke etti. KADININ EVLİYA MİSALİ YAŞAMI Her zamandan bir gün diye başladı m-e-zarcı, “Kazdığım m-e-zar yerinde kocam bir yılanı kıvranmış gördüm. M-e-za-rın yarısına kadar girmişti. Oraya kısılmış ö-lm-üş. Deliği biraz genişleterek yılanı çıkardım. M-e-z-arda metfun kadının kefenini ister istemez gördüm.

İlk günkü gibi sağlam ve tertemiz. Tahtalar onca yıla rağmen çökmemiş üstüne. Öleli beş yıl olmasına rağmen kefeni hâlâ bembeyaz, tahtaları bile çürümemişti. Onu görünce çok duygulandım ve m-e-z-ar başında uzun süre kendime gelemedim. Farkında olmadan ağladım. Bu ibretlik olay kafamı epey meşgul edince ruhumu rahatlanmak adına olaydan sonra m-e-zarda yatan kadının evveliyatını araştırmaya başladım. Merak etmekte haksız değilmişim.

İlginç ve o-laylara anlam katan kadının hayatını yavaş yavaş öğrenmeye öğrendikçe hayatımın dersini almaya başlamıştım. Abdestsiz dolaşmayan, hiçbir ibadetini kaçırmayan, Allah rızası için yaşayan, her canlıya değer veren biriymiş meğer. Ne güzel. İnsanın imrenesi geliyor. İçimden nefsimiz olmasa biz de böyle yaşamayı başarsak diye geçirdim. Eşine sadakatle bağlı, çoluk çocuğuna annelik vazifesini yerine getiren, helal ve haramı öğreten yüze bir değermiş metfun kadın.” NE ŞANSLI BİR KADINMIŞ “İnsan ölüye şanslı der mi yaşamak varken. Dedim bir kere.

O kadar nurlu bir hayata tanıklık yapınca,” diye durmadan anlatıyor mezarcı. Su misali aktıkça bala dönüşüyor sözleri. Tebessüm kaplıyor yüzünü. Devam ediyor mezarcı, “Fakir fukaraya boş çevirmez, hayvanları korur kollar, aç bırakmazmış.” Dinledikçe hak vermemek elde değil. M-E-Z-A-RLIK ÜSTÜNE M-E-Z-ARLIK Zincirlikuyu M-e-z-arlığı’nda yer kalmayınca yeniden yer açmak için eski yatanlara da zarar vermeden kazı yapanlardan biri olan İsmet Dedeoğlu bu işe bir yakınının telkiniyle başladığını dört çocuk babası olduğunu bu ilginç olayın ilk defa başına geldiğini anlatıyordu. Kırk beş yaşında başladığını da ilave ediyor. Şaşkınlığı yüzünden hiç eksik olmadan.

ALIŞSAK DA BİZİM DE DUYGULARIMIZ VAR Şaşkınlığına duygu karışıyor sonrasında İsmet Dedeoğlu’nun. Sesi titreyerek devam ediyor. “Ö-l-e-n çocuk ve gençlerden etkileniyoruz. Çoğu zaman ağlayanlarla ağladığımız oluyor. Vefat eden çocuk olunca annesi babası ağlıyor, insan ister istemez üzülüyor. Akşam eve gidince de etkisinde kalıyoruz. M-e-z-arı kazmanın manevi bir gücü var sanırım. Neticede her canlı her nefis ö-l-ü-mü tadacaktır. Taş da olsa toprak da olsa anlamıyorsunuz kazarken. Bakıyorsunuz, m-e-z-ar bitmiş. Sanırım bu şekilde beş yüz civarında mezar kazmışımdır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.