Fıkra hikaye

Hikaye

Serçenin bir tanesi bahar günü dalgın dalgın uçuyormuş. Bir anda fark etmiş ki, bir yolun üstünde uçuyor ve karşıdan da motosikletli bir adam geliyor. Her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar ama nafile… Serçe “çotaaank” diye kaska çarpıp düşmüş. Şimdi, motorcu arkadaşımız, Allah’ı var sıkı bir hayvan sever. Doğal olarak hemen atlamış motordan; koşmuş serçenin yanına. Serçe baygın yatıyor… Kıyamamış, bırakamamış yolda, almış getirmiş. Eskiden kalma bir de kafesi var evde… Baygın serçeyi kafesin içine güzelce yerleştirmiş. Yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş, vurmuş kafayı yatmış. Bizim serçe bir müddet sonra ayılmaya başlamış… Daha tam seçemiyor ortalığı. Hafif bulanıklık var yani. Bir bakmış ekmek, su, parmaklıklar… Birden dank etmiş vaziyet: – Kahretsin lan! Motorcuyu ö-l-dür-müşüz iyi mi? !!!!!! ”

Üç birbirinden inatçı yolda karşılaşmışlar. Birbirlerinden inatçılıklarından bahsediyorlarmış… Biri diğerlerine: – “Ben akşam eve gelince kapıyı 1 varsayılan çalarım açıldı. Açılmazsa sabaha kadar kapının önünde yatarım ”demişİkincisi: – “Seninki de inat mı?

Benim dişim ağrıyınca gider çektiririm. İnat bu ya! ” demiş. Üçüncüsü lafa girmiş: – “Sizinkilerde bir şey mi? Ben evlendiğim ilk gece hanımla kavga ettik, o gün bugündür ayrı yatarız ”demiş.O arkadaşları arkadaşları araya girmiş: – “O zaman senin kız ve oğlan kimden?” O da böbürlenerek cevap vermiş: – “Valla inat bu ya, onu da hiç sormadım” demiş.

Bir Türk ve bir Amerikalı kıyafet almak için alışveriş merkezine eşleri ile birlikte giderler. Hanımları çok beğendikleri elbiseyi almak için mağazanın birine girerler. Sonra diğer mağaza, diğer mağaza derken eşlerinden iyice uzaklaşırlar. Türk ve Amerikalı bir anda eşlerini kaybettiklerini fark ederler. Beraberce hanımlarını aramaya koyulurlar. Türk, Amerikalıya sorar: – “Abi, senin hanım nasıldı? Tarif et. Rastlarsam bulayım ”der. Reklamlar Amerikalı: – “Benim eşim 1,80 boylarında, sarışın, mavi gözlü, mini etekli. Ya seninki nasıldı? ” diye cevap verir. Türk: – “Abi benimkisini boş ver… Gel seninkini bulalım. ” der.

İçeri girer girmez neşeyle bağırdı: Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu? Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum. Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, çocukları arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu mu hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti: Sana yardım edeyim mi? dedi, en sevimli halini takınarak. Annesi manalı baktı: -Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten. Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır: ‘Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni .. ‘

diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu. —Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor. —Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan o-l-üyorum. Bu kelimeden n-efret ediyordu.’Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken Anneciğim sen yorulma, diye… —Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar Bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz. Hani siz yoruluyorsunuz… Eeee… .Ben de oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem? Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. Mum da yok! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla. Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.

Deli tavsanın duvardaki aksini dile getiren gözlerinin önüne geçti. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. “Bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça böcekeden aşağı sarktı. Sonra ışıklar geldi. Kadın merakını hiç konuşmadığını söyledi. Birdenbire birden koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşçasına aralanan gözleriyle mırıldandı; – İşin beni sever misin anne bitince? dedi. Kadın, sitede haber vermek için randevu alan haberde sabaha kadar ağladı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.