inat olmak

Hikaye

Bir Türk ve bir Amerikalı kıyafet almak için alışveriş için eşleri ile birlikte giderler. Sonrası mağaza, mağaza alışverişlerinden eşlerinden uzaklaşırlar. Türk ve Amerikalı bir anda eşlerini kaybettiklerini fark ederler. Beraberce hanımlarını koyulurlar. Türk, Amerikalıya soran: – “Abi, senin hanım nasıldı? Tarif et. Rastlarsam bulayım” der.

Serçe baygın yatıyor… Kıyamamış, bırakamamış, çoktan almış. Eskiden kalma bir de kafesi var evde…

Baygın serçeyi kafesin içine güzelce yerleştirmiş. Yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş, vurmuş kafayı yatmış.Bizim serçe bir süre sonra ay başlayacak… Daha tam seçemiyor ortalığı. hafiflik var yani. Bir bakmış ekmek, su, parmaklıklar… Birden dank yapmış vaziyet:

– K-ahretsin la-n! Motorcuyu öl-d-ürmüşüz iyi mi? !!!!!! ” Üç h-ücre inatçı yolda karşılaşmışlar.

Birbirlerinden inatçılıklarından bahsediyorlarmış… Kullanıcılarına: – “Ben akşam eve varmadan 1 varsayılan sesim açıldı. Açılmazsa sabaha kadar kapının önünde yatarım ”demişİkincisi:

Seninki de inat mı? Benim dişim ağrıyınca gider çektiririm. İnat bu ya! ” demiş. Üçüncüsü lafa girmiş:

– “Sizinkilerde bir şey mi? Ben evlendiğim ilk gece hanımla kavga ettik, o gün bugündür ayrı yatarız ”demiş.O arkadaşları arkadaşları araya girmiş:  “O zaman senin kız ve oğlan kimden?” O da böbürlenerek cevap vermiş: “Valla inat bu ya, onu da hiç sormadım” demiş.

İçeri girer girmez neşeyle bağırdı: Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu? Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum. Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, çocukları arabayı seviyordu.

Her şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu mu hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti: Sana yardım edeyim mi? dedi, en sevimli halini takınarak. Annesi manalı baktı: Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.

Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır: ‘Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni .. ‘diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.

Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ö-lü-yorum. Bu kelimeden nefret ediyordu.’Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken Anneciğim sen yorulma, diye…

Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar Bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz. Hani siz yoruluyorsunuz… Eeee… .Ben de oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem?

Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. Mum da yok! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla. Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.

Deli tavsanın duvardaki aksini dile getiren gözlerinin önüne geçti. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı..

“Bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hürdolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça böcekeden aşağı sarktı.

Sonra ışıklar geldi. Kadın merakını hiç konuşmadığını söyledi. Birdenbire koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru sevgiye dalmıştı. Masanın dosyalarına bakın. Dindirilmez bir doldurmadu içini.

Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk gibi bir ipucu bekliyorçasına aralanan gözleriyle mırıldandı; – İşin beni sever mi anne bitince mi? dedi. Kadın, sitede haber vermek için randevu alan haberde sabaha kadar ağladı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.